Sözlükte "ulus" ne demek?

derebeylik düzeninin yıkılışı ve anamalcı düzenin oluşumu döneminde ortaya çıkan, toprak, ekonomik yaşam, dil, ruhsal yapı ve kültürel özellikler yönünden ortaklık gösteren, tarihsel olarak oluşmuş, en geniş insan topluluğu, millet.

Cümle içinde kullanımı

Doğrulup gürlüyorsun yeryüzünde yeniden / Her silkinen, kalkınan, kurtulan ulusla sen.
- B. K. Çağlar

Ulus kelimesinin ingilizcesi

[ulu] n. all purpose knife with a wide almost semicircular blade attached to a short handle at a right angle of the not sharpened side (traditional tool used by Inuit/Eskimo women)
n. nation, people, commonwealth, commonweal
Köken: Moğolca

Ulus nedir? (Felsefe)

Toplumsal gelişme yasaları uyarınca, genel olarak kapitalist sosyo-ekonomik kuruluşun doğup gelişmesiyle birlikte ortaya çıkan ve komünist sosyo-ekonomik kuruluşun dünya çapında başarıya ulaşmasına kadar geçecek olan tarihsel zaman aralığı içinde, toplum için zorunlu bir işlev olan, insanları büyük ve nispeten dayanıklı topluluklar halinde birleştirme işlevini yerine getiren ve -bu topluluklar içinde üretim güçlerinin, kültürün ve bilimin geniş ölçüde gelişmesine olanak veren- toplumsal yapı ve gelişme biçimi.

Toplumun bu gelişme biçiminin ideolojik, ekonomik, toplumsal ve politik temelleri ve içerikleri, bir ulusun karakterinin ve gelişmesinin belirleyici öğeleridirler. Bunlar sınıfsal karakterli olup, uzlaşmaz çelişkiler barındıran sınıflı toplumlarda, sınıf savaşımının damgasını taşırlar.

Ulus, kendi aralarında ulusal ilişkiler geliştiren büyük insan gurupları tarafından -sınıflı toplumlarda sınıflar tarafından- oluşturulur. Bu ilişkiler belirli bir toprak parçasında, belirli bir dil bölgesinde ve belirli bir kültür çerçevesi içinde ortaya çıkıp gelişen ve insanların birleşerek ulusal bir topluluk kurmasında etkili olan toplumsal sosyo-ekonomik, sosyo-politik, ideolojik ilişkilerdir. Ulusun gelişme süreci içinde ulusal topluluğu oluşturan etkenler. Ekonomik yaşam, toprak, dil, kültür ve sosyo psikolojik ortaklığıdır. Her ne kadar bu etkenlerin çoğu, özellikle etnik ortak yanlar, Avrupa’ da kapitalist toplumun kurulmasından çok önceleri milliyetlerin doğuşuyla ilişkili olarak ortaya çıkmışlarsa da, feodal toplumun gerici tepkisine karşı yürütülen savaşımla birlikte kapitalist üretim tarzının gelişmesine bağlı olarak, ulusal toplulukları oluşturacak bir güce kavuşmuşlar, giderek ulusun belirgin özelliklerinden olmuşlardır. Ulusların doğuş aşamasında, devlet ile din, ulusal topluluğun kurulmasında birer etken olarak görülmüşlerse de, bunlar ulusun belirgin özelliklerinden sayılmazlar.

Avrupa’ da uluslar genellikle merkezi ulusal devletler biçiminde ortaya çıkmışlardır. Ancak aynı topraklar üzerinde yaşayan milliyetlerin, sonradan aralarında birleşerek uluslaştıkları devletler olduğu gibi, çeşitli nedenlerden ötürü, birden çok ulusun tek bir devlet içinde bir araya gelerek geliştikleri de görülmüştür. Bu durumda, söz konusu devlete, çokuluslu devlet denir. Uluslar, bir yanda, sosyo-ekonomik ve kültürel gelişmenin parçaları olan ekonominin düzeyi ve özellikleri, toplumsal yapının, politik örgütlenmenin ve düşünsel yaşamın kendine özgü özellikleri ve öte yanda, dinin, kültürün, yaşam tarzının, törelerin, göreneklerin, geleneklerin ve sosyo-psikolojinin özgül ve ayırdedici ulusal özellikleri şeklinde iki gurupta toplanabilecek toplumsal fenomenlerle birbirlerinden ayrılırlar. Bu fenomenlerin birinci grubu, yani ulusun toplumsal yanı, mevcut sosyo-ekonomik kuruluş çerçevesi içinde, uluslararasılaşma ve yakınlaşma sürecine tabi olduğu halde, ulusun etkinlik yanı, büyük bir dayanıklılık gösterir ve çok ağır değişir.

İki tip ulus vardır. Kapitalist ulus ve sosyalist ulus. Kapitalist ulus, kapitalist liretim tarzına dayanır; bu nedenle aralarında uzlaşmaz çelişkiler olan sınıflara bölünmüştür ve sınıf savaşımlarıyla sarsılır. Bu ulus tipinde, egemen güç burjuvazidir ve ulusun yazgısı, kapitalizmin gelişmesine ve egemen sınıfın politikasına ayrılmaz bir şekilde bağlıdır. Kapitalizm, yükselme dönemi içinde bulunduğu sürece, ulusa bir gelişme boyutu sağlayabilir; ancak kapitalizmin çöküş dönemi olan emperyalist aşamada ulusun çıkarları ile devletle bütünleşmiş tekelci sermaye arasında gittikçe keskinleşen bir çatışma doğar; çünkü emperyalizm, üretim güçlerinin büyük bölümünü yıkıcı bir güç haline dönüştürür ve gerek savaş politikasıyla, gerekse gericiliğe gösterdiği artan eğilimle ulusun ilerlemesini engelleyici bir güç durumuna geldiği gibi, aynı zamanda ulusun varlığını tehdit eden bir tehlike durumuna da girer. İşçi sınıfının kapitalist toplumu aşma ve sosyalist toplumu kurma uğrunda yürüttüğü savaşım ile ulusun gelişmesi birbirine sıkı sıkıya bağlıdır; işçi sınıfı, ulusun gerçek çıkarlarının temsilcisi ve koruyucusu olmaktan öteye, emekçileri sömürüden ve baskıdan kurtarma görevini, bu toplumsal görevi ulusal görevle birleştirir; bu görev, ulusu emperyalizmin tehdidinden kurtarma görevidir.

işçi sınıfı, ulusal çıkarların en kararlı, öncü savaşçısı olma karakterini koruyarak, tüm ilerici ve ulusal güçleri etrafında toplar; ulusu tehditlerden kurtararak, onu toplumsal ilerleme yoluna sokar; sosyalist devrim’ i gerçekleştirip, sosyalist toplumu kurar, ulusun yaşam koşullarını değiştirir, onu emperyalizmin işbirlikçisi ulusa düşman güçlerden arındırır ve ulusal topluluk biçiminin nitelikçe daha yüksek bir düzeyi olan sosyalist ulusu gerçekleştirir; dil, kültürel özellikle, örf, adet ve gelenekler gibi ulusun etnik dayanaklarını korumakla birlikte, ekonomik, politik ilişkiler, toplumsal yapı, kültürel ve ideolojik içerikler gibi, ulusun toplumsal karakter taşıyan öğelerini temelden değiştirir. Sosyalist ulusun temelini, sosyalist üretim tarzı oluşturur; sosyalist ulus sınıf uzlaşmazlıkları tanımaz, halkın gittikçe güçlenen politik ve manevi birliğine dayanır (—» halkın politik ve manevi birliği); bu nedenle, mahiyeti gereği kapitalist ulustan çok daha dengelidir. Sosyalist ulusun öncü gücü, kooperatif köylüleriyle, aydınlarla ve tüm öteki emekçi katmanlarla bağlaşıklık sağlayarak, Marksçı - Leninci partinin öncülüğünde sosyalist toplumu kurup, geliştiren işçi sınıfıdır. Sosyalist ulusun kurulmasıyla birlikte, toplumsal gelişme olağanüstü bir hız kazanır; ekonomik, kültürel ve bilimsel alanlarda büyük atılımlar gerçekleşir, aynı zamanda, sosyalist uluslar ile diğer uluslar arasındaki ilişkiler yeni boyutlar kazanır. Kapitalist uluslar arasındaki ilişkilerin belirgin özellikleri, düşmanlık, boyunduruk altına alma çabaları, aldatmalar ve sömürmeyle kendini belli eder; buna karşılık sosyalist uluslar arasındaki ilişkiler, sosyalist enternasyonalizm tarafından belirlenir.

Sosyalist ulusta ve sosyalist toplumda ulusal ilişkiler, hem ulusal, hem de uluslararası özellikler taşırlar; bu ilişkiler içinde uluslararası ilişkinin ağırlığı, gelişmiş sosyalist toplumda ve giderek sosyalist topluma geçişle birlikte artar. Bu sürecin sonunda, eşit haklara sahip, sosyalist uluslar topluluğu doğar (-^ ulusal sorun). Sosyalist toplumun ve komünist toplumun kurulmasında, ulusal ilişkiler içinde birbirleriyle sarmaşan iki ilerici eğilim kendini gösterir; bir kere tüm sosyalist uluslar, hızlı ve çok yönlü bir gelişme gösterirler; İkincisi, ekonomik, politik ve kültürel alanlarda gitgide birbirlerine yaklaşırlar. Sosyalist ülkeler arasında uluslararası bir birliğin kurulması ve sosyalist ülkelerin gitgide birbirlerine yaklaşması, sosyalist toplumun tabi olduğu yasal düzenliliklere dayanarak her ulusun bağımsızlığına, kendi yazgısını kendi belirleme hakkına ve temel çıkarlarına saygı gösterilerek gerçekleştirilir. sosyalist uluslar topluluğu, EYK(Ekonomik Yardımlaşma Konseyi) üyesi devletler topluluğu çerçevesi içinde gelişmektedir.

Burada en önemli etken, uluslararası bir ekonominin ortaya çıkmasını sağlayacak olan sosyalist ekonomik bütünleşmedir. Her ne kadar sosyalist toplumda toplumsal yaşamın uluslararası boyutlar kazanması ulusların yakınlaşmasına yol açarsa da, ulusal farklar varlıklarını daha uzun süre koruyacaklardır. Bunlar ancak, uzun bir gelişmeden sonra komünist toplumun dünya ölçüsünde başarıya ulaşması, uluslararası bir yakınlaşma ve ulusların birbirleriyle gitgide kaynaşması sağlandıktan sonra ortadan kalkabilirler. İşçi sınıfının bilimi, uluslara ve ulusal dayanışmaya yöneltilen tüm saldırıları geri çevirir ve sosyalist ulusların yakınlaşmasını engelleyen ya da kaynaşmasına karşı çıkan tüm girişimlerle kararlı bir şekilde savaşır. Burjuva kozmopolit düşüncelerin bir ürünü olan «uluslar üstü bir dünya devleti» yaratılması fikri, yalnızca emperyalizmin işine yarar ve sosyalist ulusların ve genç ulusal devletlerin çıkarlarına ters düşer.